21 Haziran 2010 Pazartesi

Boğaziçi Üniversitesi 13. Brandmarker Kongresi'nde, değişen Tüketici Trendleri ve Interaktif Tüketici Pazarlaması konuştuk!


Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü'nün geleneksel olarak düzenlediği 13. Brandmarker Uluslararası Pazarlama İletişimi Kongresi bu yıl 21-25 Haziran tarihleri arasında düzenleniyor. İlk günün konu başlığı, 'Değişen Tüketici Trendleri ve Tüketici Pazarlaması' idi.

Sıcak bir Haziran gününde, Boğaziçi çimenlerinde yayılmak yerine, pazarlama dinlemeyi tercih eden pırıl pırıl Brandmarker katılımcıları, ilk bölümde Tüketici Pazarlaması üzerine benim yaptığım giriş sunumunu dinlediler. Mystarbuksidea ve Threadless gibi iş modelleri oldukça ilgilerini çekti. Aralarında sosyal medyayla ilgilenen ve yakında Rabarba'da çalışmaya başlayacak zehir gibi gençler de vardı. Aralarda, sorularıyla beni oldukça terlettiklerini söyleyebilirim.



İkinci bölümde, Eğitim Akademi firmasının kurucusu Serap Gökmen ile beraber, satış-pazarlamaya yönelik eğlenceli bir iletişim oyunu oynattık. Herkes çok eğlendi, biz de okulumuzla ve yaptığı başarılı organizasyonlarla gurur duyduk. BÜİK yöneticileri ve gönüllü çalışanlara sonsuz teşekkürler, bizi çok güzel ağırladılar.

Çalışkan, yaratıcı, eğitime ve öğrenmeye açık yeni jenerasyon sayesinde enerjimiz tavan yaptı! Eğitimci ve danışman olduğuma bir kez daha sevindim.

15 Haziran 2010 Salı

Özyeğin Üniversitesi'nden Thomas L. Friedman Şov! Tek kelimeyle harikaydı:)



Özyeğin Üniversitesi, son dönemde gerçekten nefis işler yapıyor. Hüsnü Özyeğin'in gençlere inancı ve ülke sevgisi tartşılmaz. Hayatımda ilk tanıştığım işadamıdır. Sene 95, Bogazici Ekonomi 2. sınıftayım. Işletme Kulübü'nün düzenlediği etkinlikle Finansbank'ı görmeye gitmiştik. Yoğun gündemine rağmen, üniversiteli 10 genci odasında karşıladı, bize yarım saatini ayırarak hayat hikayesini ve deneyimlerini paylaştı. Öğle yemeğinde, Finansbank yemekhanesinde beraber yemek bile yemiştik! Sanırım, kısa bir süre de olsa kariyerimin başındaki bankacılık maceramda, Hüsnü Bey'le geçirdiğim o günün büyülü etkisi büyük.

Özyeğin Üniversitesi 15 Haziran'da Research@OZYEGIN etkinligini duyurmak için Swiss Otel'de ünlü yazar, düşünür, akademisyen, araştırmacı, NY Times gazetesi yazarı gibi farklı bir çok şapkası olan Thomas Friedman'ı bizlerle tanıştırdı.



Friedman müthiş bir sunum yaptı, sözel ve görsel gerçek bir şovdu! Bildiğimiz ve bilmediğimiz dünya dinamikleri üzerine aydınlanmamızı, en önemlisi, şapkayı önümüze alıp düşünmemizi sağladı. 2008-09 global krizini sadece ekonomik değil, aynı zamanda çevresel faktörlere bağlayan Friedman, son dönem başımıza gelenlerin aslında çevresel&ekonomik istikrarsızlıkla bağlantılı olduğunun altını çizdi. Citibank, Izlanda ve Iceberg'lerin aynı anda erimesinin bir tesadüf olmadığını yüzümüze tokat gibi vurdu.

Amerika'nın tüm değerlerini yeniden yaratması gerektiğini belirtti ve Amerika halen dünyada trendsetter olduğu için, yapılacak stratejik ve doğru enerji ve yeşil çevre çalışmalarının tüm dünyada benimseneceğini, bu anlamda, Amerika'nın liderlik etmesi gerektiğinden dem vurdu. Bir Amerikalı olarak, ülkesine, insanlarına ve politikacılarına oldukça yerinde özeleştirilerde bulundu.



Güney Afrika'daki bie billboard'da Daimler'in 4 kişilik akıllı Forfour Smart araçlarını tanıtmak için kullandığı reklam sloganında şöyle yazıyor: German engineering, Swiss Innovation, American nothing!

Günden güne, dünya, sıcak, düz ve kalabalık olmaya başladı. Bu yüzden, IT artık yerini ET( Enerji+ Teknoloji)ye bırakmalı. Bunu başarabilen ülkeler, bu durumdan zaferle çıkacaklar. Türkiye'nin de yüksek oranda şansı olabilir.

Eğer, yeterli enerji olmazsa, yeni jenerasyonlar geri gidecek. Çünkü, internete girip Google'daki bilgileri arayacak enerji kaynağı bulamayacaklar! Gine'de üniversite öğrencileri hava alanlarındaki park ışıkları sayesinde ders çalışabiliyorlar. Neden mi? Tek ışık kaynağı bu da ondan!

Çin'in 2 haftada tükettiği enerjiyi, Afrika 1 yılda tüketiyor!


Kırmızı, beyaz ve mavi olan Amerikan bayrağının renkleri arasına yeşilin karışması gerek! Yeşil devrimden bahsetmek için, bunu politikacılardan kurumlara herkesin benimsemesi gerekir. Şu anda yaşanan yeşil enerji devrimi değil, yeşil bir partidir:)

Enerji devriminde, IT ve fiyatlama önem taşıyor. Eğer bir ürün çevreci olduğu için daha pahalıysa, kimse yeşil devrimi sahiplenmek istemez ki.

Rule of Thumb:
''Change your leaders, not your lightbulbs!''


Sempatik üslubu, kitabı 'Hot, Flat & Crowded' tan yaptığı alıntılar ve tüm sorulara içtenlikle yanıt vermesiyle kalbimizi fethetti. Türkiye'de bir politikacıdan veya akademisyenden ne zaman buna yakın bir sunum izleyeceğimi hayal ettim. Hayal olarak kalmamasını diledim:)


Seminer sırasında yanımda, televizyonda Pusula programından tanıdığımız haberci Mithat Bereket oturmaktaydı. Elinde, Friedman'ın 1989'da yazdığı 'From Beirut to Jerusalem' kitabının orjinali vardı. Kısa sohbetimizde, kitabı 1991'de Londra'da aldığını ve imzalatmak için getirdiğini belirtti. Başarılı insanların, kesinlikle sevdikleri işi yaparak mutlu olacaklarına inancım, sayesinde bir kat daha arttı.

Takipçilerim, blogumda, internet ve eticarete yönelik yazılar yayımladığımı bilirler. Bu seminerden ve Friedman'ın teorilerinden bahsetmemin temelinde yatan, Friedman gibi bir modern zaman düşünürünün Türkiye'nin girişimci gücüne olan inancı. Günümüzde önemli olan fikri bulmak! Uygulamayı, ürünü, satışı, pazarlamasını, satış sonrası hizmetlerini yapabileceğiniz kaynaklar dijital dünya sayesinde ulaşılabilir durumda!

Bu arada, Özyeğin Üniversitesi, girişimcilere yönelik bir kuluçka merkez (incubation center) açacağını müjdeledi. Hem de 2 ay içinde! Heyecanla bekliyorum:) Ülkemizin girişim merkezlerine esas şimdi ihtiyacı var. İşim dolayısıyla sürekli gençlerle iletişim halinde olduğum için, hayallerini, hedeflerini ve yaptıkları işleri görüyorum. Ülkemiz, bir çok dünya ülkesine göre bolluk ve bereket içinde. Tabi, fırsatları görebilenlere:)

YAZARIN NOTU: Özyeğin Üniversitesi'nin sosyal medya danışmanlığını Dekatlon Buzz yapıyor. Özyeğin Üniversitesi Kurumsal İletişim Direktörü Elvan Omay'ı sosyal medya iletişim stratejilerini doğru bir ekiple ve büyük bir öngörüyle yönettiği için tekrar kutluyorum.

14 Haziran 2010 Pazartesi

19 Haziran Eticaret Eğitimi'nde Hediye Yağmuru! İletken'den aylık 5.000 TL değerindeki 6 aylık Tavsiye Sistemi ve Xing 6 aylık Premium Üyelik



19 Haziran Eticaret Eğitimi katılımcılarından eticaret sitesi sahibi bir kişiye, Türkiye'nin ilk ve tek tavsiye sistemleri şirketi İletken Teknolojileri'nden, yıl sonuna kadar, AYLIK 5.000 TL'lik tavsiye sitemi Hediye ediyoruz. Eticaret sitesi çalışanları ve sahipleri için kaçırılmaz bir fırsat!

Ayrıca, katılımcılardan 1 kişi, Xing 6 aylık Premium Üyelik kazanacak.

Eğitime Katılım için:
seda@egitimakademi.com
İçerik için tıklayınız.

13 Haziran 2010 Pazar

19 Haziran Eticaret Eğitimi'ne Buyurun!



Eğitmen : Anıl Altaş
Süre: 1 gün
Katılım Bedeli: 200 TL + KDV
YER: Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği
Hisarüstü / ISTANBUL

E-ticaret: Dijital Dünyada Yeni Ticaret Yolunu Keşfedin
B2B, B2C, C2C ve Sosyal Medya

Ürünlerinizi hala geleneksel ticaret yöntemleriyle mi satıyorsunuz?
İnternet üzerinden satış yapmayı deneyip pişman mı oldunuz?
Neden bazı insanlar e-ticarette daha başarılı?
Dijital dünya trendlerini anladığınıza emin misiniz?
İnternet, geleneksel ticarette Tsunami etkisi yarattı: E-ticaret

İnternetle başlayan dönüşüm sürecinde, bireysel ve kurumsal olarak ürün ve hizmetlerimizi tanıtırken kullandığımız satış yöntemlerimiz tamamen değişti. Daha kalıcı, daha dinamik ve düşük maliyetli çözümlerle e-ticaret sayesinde ürünlerinizi etkin bir şekilde satabilir, firmanıza veya kendinize katma değer yaratabilirsiniz. Dijital dünyada yeni ticaret yolunu keşfedenlere katılın, siz de kazanacaksınız.

Seminere kimler katılmalı ?

Yeni iş kurmak isteyen, ürünlerini internet üzerinden satmak isteyen kadın/erkek girişimciler
Şirket sahibi, ortakları
Şirket yöneticileri
Kurumların pazarlama, satış ve satış sonrası servis bölümü çalışanları
Bayi kanalı ve aktif satış yöneticileri.
Ben e-ticaret konusunda her şeyi biliyorum, ihtiyacım yok diyenler !

Seminer İçeriği

1. İnternet ve küreselleşmenin getirdikleri

o Türkiye ve dünya pazarı ile ilgili önemli analizler

2. E-ticaret tanımı, tarihçe, modeller

3. Herkes eticaret yapabilir:)

o Amazon.com, Markafoni.com hikayesi ve dersler

o Yemeksepeti.com, e-bebek.com, Evimizinherseyi.com hikayesi ve dersler

4. İnternet üzerinden satış metotları

o İstediğiniz işe uygun olarak geliştirmeniz gereken internetten satış yöntemleri

o Dünyadan ve Türkiye’den Gerçek örnekler

5. Kendi sitemden nasıl satış yaparım?

o Paket e-ticaret programları

o Paketle birlikte değişen organizasyon yapısı

o Müşteri ilişkileri yönetiminin önemi

6. Site ziyaretçilerinizi müşteriye dönüştürmenin püf noktaları

( Katılımcılara ait web site tasarımları, eğitimde anlatılanlar ışığında ve eğitim sırasında analiz edilecektir.)

7. Gerçek ve sanal dünyada yaşanan alışveriş deneyimi arasındaki farkları nasıl en aza indirebiliriz?

8. İnternet müşterisi ne ister?

o Sürekli iletişim, güven ve..?

o Google 2008 e-ticaret araştırma sonuçları

9. Siteyi açtık, her şey yeni başlıyor!

Google’sız eticaret düşünülemez.

o Dijital Pazarlama Trendleri ve Taktikleri

o Adwords

o Google trends//Google Analytics//Google Alerts

o Video kullanımının pozitif etkileri

o E-mailing( Opt-in//Opt-out kavramları)

o Eticaret ve bülten gönderiminin önemi

10. E-mağaza satışlarını arttırmanın 10 Etkin Yolu

o Gerçek mağaza ve sanal mağaza

o Gerçek mağazaları nasıl etkin kullanırız?

o WOMM

11. Sosyal medya trendleri, kişisel/kurumsal markanız ve e-ticaret

o Web 2.0 etkileri

o Facebook, Twitter, Friendfeed, Linkedin, Xing ve bloglar

o Sosyal medyada başarılı eticaret kampanyaları

12. Peki, sırada neler var?

o Mobil ticaret, aplikasyonlar ve sonrası…

8 Haziran 2010 Salı

Pilli ve Putio Kurucusu Hasan Yalçınkaya ile Boğaziçi Dergisi için söyleştik:)

Hasan Yalçınkaya'95, Türkiye'de internetin, sosyal medya ve Web 2.0'ın hayatımıza getirdiği paylaşımı keşfeden ve keşfettiği bu dünyayı yazılı ve dijital mecralarda herkesle paylaşanlardan. İnternetin hayatına giriş hikayesinde Boğaziçi Üniversitesi'nin önemi büyük. BİM'de ( Bilgi İşlem Merkezi ) 24 saat yaşadığı dönemleri, Türkiye'nin ilk internet servis sağlayıcılarından Turk.net'in abonelerinden daha fazla takipçisi sahip olduğu BBS'ini , Turgut Özal'ın teknolojiye merakını, Chip dergisi ve Yeni Yüzyıl gazetesindeki teknoloji yazılarını, ilginç iş modeliyle herkesi şaşırtan ve imrendiren Pilli network ve Put.io girişimlerini, Türkiye ve dünyadaki blogger kavramı arasındaki temel farkları bütün içtenliğiyle anlattı. Hem Türk hem dünya çapındaki kullanıcılardan büyük ilgi gören online depolama ve dosya paylaşım servisi olan son girişimi Put.io'ya başarılar diliyor, internetin sihirli dünyasına yeni projeler kazandıracağı günleri heyecanla bekliyoruz.

İnternete ilgin nasıl başladı?

Alman lisesi mezunuyum. 89’da Boğaziçi Matematik bölümüne girdim. Üniversite hayatım boyunca hep çalıştım. İlk başta Barış Stüdyosunda tonmaister yardımcısı olarak başladım çalışma hayatıma. Müziğe ilgim vardı ve internet icat olmasaydı muhtemelen müzik işiyle ilgilenecektim. Daha sonraları müzik yapamayacağıma, yapmanın zor olduğuna karar verdim. Ondan sonra önce stüdyoda çalıştım. İki sene filan sürdü. Sonrasında ise anlaşamadık ve ayrıldık. Ardından, bir dönem süpürge filan sattım. Okula gitmemek için ne gerekiyorsa yaptım yani. Sonra BBS ( Bulletin Board System), yani modem denilen şey tam o sırada satın alınabilir bir şey haline geldi. Kısaca açıklamak gerekirse, bir bilgisayar sürekli açık duruyor. Bir telefon hattı bağlı ona. İnsanlar onu arıyorlar. İnternette çeşitli makineler içinde gezersiniz ya, onun yerine tek bir makine içinde dolaşıyorsunuz. Böyle grafik arayıcı filan yok. Text her şey. Hatta sayfaya gitmek için A tuşuna basıyorsunuz ve sayfa yavaş yavaş çiziliyor. O kadar yavaş ki kızıyorsun. Türkiye’de de BBS’ler başladı ve yaklaşık 2–3 sene içinde 500-600 kişi BBS ile bağlanan modem sahibi oldu. Ben de onlardan biriydim. Sonra hipnet diye bir ağ kuruldu. O ağ sayesinde, BBS’ler birbirlerini arayıp kendi kullanıcılarının mesajlarını ortak bir yere topladılar ve böylece bütün Türkiye’ye dağılmış kocaman bir ağ oldu, Ankara’daki, Adana'daki, İzmir'deki kullanıcılarla yazışmaya ve hatta buluşmaya başladık. Bu sırada sene 1994, internetin başlaması 95 senesidir. Sadece okullarda vardı internet. Boğaziçi’nde BİM’ de gecelerimizi geçirirdik.

97 yılında kayıt olurken, ilk kez hepimize e-mail adresi verdiklerini hatırlıyorum. Herkes, artık Japonya'dan insanlarla bile konuşabileceğimizi söylüyordu. Böyle bir şey çok garip gelmişti o zaman. Bugün geldiğimiz noktayı hayal bile edemiyorduk!

Evet, mesela benim Alman Liseli arkadaşlarımla iletişimim hiç kopmadı. Hep beraber Boğaziçi’ne girdiğimiz bazı arkadaşlarımız bölümlerini bitirip Amerika'ya gittiğinde, onlarla telefonda konuşmak çok pahalıydı. İletişimde kalmanın bir yoluydu internet. Büyü gibi bir şey yani, New York’ la yazışmak. İnanılmazdı! Sonrasında e-mailleşmeler vs. başladı. Hatta okulda evinden okulun ağına bağlanıp internete çıkan ilk kişi benim diye biliyorum. O zamanlar BİM’ de çalışanlara yalvarıp bir tane modem koydurtmuştum.

Bütün bu yaptıkların, ilgi, merak ve yaratıcılıkla ilgili. Muhtemelen o dönemler BİM’ de yatıp kalkıyordunuz. Daha sonra ne oldu?

Sonra, IBM ilk ISP‘yi kurdu; yani para veren herkesin internete çıkabileceği ilk şirketi kurdu ve onunla bağlanmaya başladık internete. BBS hala devam ediyordu bu arada. İşte yavaş yavaş BBS’lerin modası geçti ve herkes internete bağlanmaya başladı, Turknet kuruldu. Ev arkadaşım Turknet’ te çalışmaya başladı. Hatta Turknet’ in sahibi senin BBS’ in kaç kullanıcısı var demişti. On bin deyince, küçük dilini yutacaktı! Tek bir telefonla ve tek bir hatla. Benim BBS’ ime rahmetli Turgut Özal bile gelmiştir; çok meraklıydı gerçekten teknolojiye. Nasıl mı biliyorum, cumhurbaşkanlığından telefon gelmişti çünkü, eminim onun olduğuna. O sistemi de yapmıştı yani hakikaten cumhurbaşkanlığından telefon gelmişti. Eminiz yani o olduğuna. Sonrasında, BBS'ler bitti yavaş yavaş. Ben, bu arada Chip dergisine yazmaya başladım. Chip için küçük bir kitapçık hazırladım önce, sonrasında devamı geldi. 2-3 sene boyunca Chip’te yazdım, onların webmaster’ı oldum ve web sitesi yapmayı da öyle öğrendim.

Yeni Yüzyıl?

O dönemde iyi bir transfer ücretiyle Yeni Yüzyıl'a geçtim. Yeni Yüzyıl’da her gün yayınlanan internet sayfası hazırlıyordum. O sırada zaten internet bir mucizeydi hala ve o mucizeyi paylaşmak çok keyifliydi. ICQ, e-mail gibi şeyleri öğretmek çok hoşuma gidiyordu. Okuyuculara ödev veriyordum, bana e-mail atıyorlardı yanıtları. Bu iş bir buçuk yıl sürdü ve hayatımın çok güzel bir dönemiydi. Sabahın köründe kalkıp öğlene kadar yazımı yetiştiriyordum, sonra serbesttim ve canım hangi dergiyi, kitabı isterse, hepsi elimin altrındaydı. Fakat, bir süre sonra Yeni Yüzyıl kapandı ve ne yapacağımı bilemedim. Her gün yazmaya çok alışmıştım. Son dönemlerde domain nasıl alınır, HTML nasıl yazılır, web sitesi nasıl yapılır gibi şeyler öğretiyordum. Bunları öğretirken bir yandan da kendim yapıyordum. Köşemin adı Çat Kapı’ydı. catkapı.com alan adını satın aldım.

Türkiye’de bu işin bir okulu var mıydı o zamanlar?

Yoktu. Bilkent’te, ODTÜ’de bilgisayar mühendisliklerinin başı çeken üyeleri vardı. İlk başlarda, gazetede uzun bir link veriliyordu, elle yazmak imkânsız. Ben de gelsinler bir sayfaya tıklasınlar oradan gitsinler diye sadece linkleri koyuyordum çatkapı.com’a. Yazı olarak ise bir tane köşe yazısı ve onun dışında küçük haberler koyardım. Sonra blogger çıktı birden bire. Ben sürekli elle html sayfasını açıp, yenisini yazıp, kaydedip ftp ile gönderiyordum. Bloger bu işi çok kolaylaştırdı. Bir de aynı zamanda aynı bloga yazan insanlar olmasına da izin veriyordu blogger. Ben izin veriyorsam benim bloguma yazı yazabiliyorlardı. Bundan faydalanarak, yazı yazan,içerik üreten otuz kırk kişi olduk. Bayağı büyüdü catkapı. İksir vardı o zamanlar. İksir kendisine bir chat sitesi yaptı ve ismini çatkapı koydu. Basın bültenlerine çatkapı.com diye gitti. Bu şekilde binlerce insan bana gelmeye başladı. Chat nerede diye e-mailler almaya başladım. O zamanlar site trafiğinizin yüksek olması bir şey ifade etmiyordu, çünkü dijital reklam pazarı oluşmamıştı. Bu işten para kazanılamıyordu henüz. Dolayısıyla yazılarımı okumaya gelmemiş, chat arayan ve çok hoşuma gitmeyen bir gürültü gelmeye başladı siteye. Ben de çatkapıyı kapattım. O sırada bildirgec.com'u yapan Cem ile arkadaş olduk ve o sıralarda pilli.com’u kurdum.

Pilli hakkında bilgi verebilir misin?

Pilliyi ben dışarıya yaptığım işlerde fatura kesebilmek için kurdum. Pilli o zamanki köpeğimin adıydı, öldü. Neyse, hayat yani. Altı sene falan dışarıya iş yaptım. Web ajansı gibi çalıştım. Bir süre sonra bir ofis olmaya başladık. Cem ile zaten iyi arkadaştık ve beraber de iyi çalıştık uzaktan. Ortak olduk 2006' da. İlk projemiz olarak, hafifle bildirgeci birleştirelim, yanına da yeni ve pratik şeyler ekleyelim ve hem bunlar aynı çatı altında olsun hem de insanlar yazı yazsın dedik. Bir yandan da, gerçekten vakitsizlikten o sitelere yazı yazamaz hale gelmiştik. Başka insanlar yazıyorlar, ama bize para geliyor. Serverın giderleri vardı, ama sonuçta yazıları başkaları yazıyordu. Onlara bir şey sunmamız gerektiğine inanıyorduk. Yurtdışındaki blog networklerini inceledik ve güzel getirileri olduğunun farkına vardık ve bir blog networku kurmaya karar verdik. Blogların hepsi aynı çatı altında olsun ve gelen geliri herkes paylaşabilsin diye düşündük. Üçayak ve zamazingi ekledik önce. Fotoğraf ve teknoloji ile başladık. Zaten örnek aldığımız blog networkların teknoloji siteleri vardı. Bir de dışarıdan editörlere para verecek bir durumumuz olmadığı için bu gelir paylaşımı modelini oturttuk. Gelir paylaşımı modeli ile sistemin bize yük olmadan yürüyebilmesini amaçladık. Blog network'ten zengin olacağız diye hiçbir zaman düşünmedik Sonrasında 22dakikayı çıkardık. 22dakikadan sonra yenimecranın ekibi oluştu ve hemen açtık. Tüm sitelerin yazılımını kendimiz sıfırdan yaptık. Ondan sonra ekibe teslim ettik. Eğer ekip düzgün yönetiyorsa ondan sonra hiç karışmadık. Ama düzgün yönetmiyorlarsa sorun olabiliyor. Şimdi artık bir editörümüz var. Bütün ekipsiz siteleri editörümüz kontrol ediyor.

Pilli'nin iş ve gelir modelini daha net tanımlayabilir miyiz?

Aslında bu sadece bir iş modeli değil aynı zamanda bir hayat modeli. Siteler her gün ne gelir elde ediyorlarsa bloggerlara bildiriyoruz. O gün, Yüz dolar gelir elde edildiyse, bu parayı sisteme giriyoruz, sistem, o sitenin hangi yazılarının ne kadar okunmuş olduğuna bakıyor. Ve paranın %70'ini dağıtıyoruz, otuz doları ise bize kalıyor. Her site için bu hesap yapılıyor. Sonrasında, her ayın başında, eğer blogger hesabındaki para yirmi doları geçtiyse ödeme yapıyoruz.

Editörleri ya da katılımcı yazarları nereden buluyorsunuz?

Onlar bizi buluyor. Zaten gönderdikleri yazılardan belli oluyor. Bize bazı yazılar gönderiyorlar, değerlendirip karar veriyoruz. Müdür diyoruz o siteleri yöneten insanlara. Müdür seçmek işi bizde. Yazı seçmek işi editör arkadaşlarda. Müdürün işi gerçekten bilip bilmediği ya da istikrarlı olup olmadığı yazılarından belli oluyor. İlk etapta çok heyecanlı olması değil, istikralı olması önemli bizim için. Çünkü sonradan o heyecan sönebiliyor. On iki sitede yaklaşık 40 tane müdür var ve tamamen gönüllü çalışıyorlar.

Türkiye ve yurtdışındaki bloglar arasında ne gibi farklar var sence?

Ben Türk blog camiasını biraz dağınık bir forum olarak görüyorum. Blogcuları sadece diğer blogcular okuyor. Konusuna eğilip ciddiye alan insan az ve bir de böyle kısır döngü var. Para kazansalar herkes konusuna eğilecek ve iyi işler çıkacak. Ama para kazanmadıkları için yapamıyorlar. Dolayısıyla sadece özveri ve fedakârlıkla çıkılabilir bu işin içinden. Bir konuya eğilip, o konuyu iyi işlemeye çalışmanın neredeyse tek yolu networke yazmak gibi bir şey. Güçlü bloggerlar Türkiye’de çok az. Bir şirkete iyi ya da kötü bir etkide bulunabilen blogger pek yok artık. Birkaç çözümleme yapan var ama hani öyle Amerika’daki gibi şirket batıran şirket çıkaran kimse yok. Michael Ericsson gibi bir adam yok. Bu gücün sebebi, adamın gerçekten para kazanıyor olması.

Türkiye de sektörü ile ilgili veya hiç ilgisiz yazı yazanlar var. Mesela biri fotoğraf çekmeyi seviyor ama aynı zamanda bir şirketin pazarlama müdürü.

Fotoğraf çekmeyi sevip, fotoğrafın nasıl çekileceğini yazan adam Köln’deki Fotokina'ya gidecek kadar para kazanabilmeli bence. Bunun da tek yolu artık Türkiye’deki interneti yoğun kullanan kesimin tüm kaynakları, almak istediği her şeyi tek bir kaynaktan almaya alışmış olmasıdır. Hürriyete giriyor, Milliyete giriyor hava durumunu öğreniyor, haberini de öğreniyor, mayolu kıza da orada bakıyor, bulmacasını da orada çözüyor. Umrunda değil yani gerisi. Fotoğrafla ilgili bir şey onun ilgisini çekmiyor belki ama onun ilgisini çekecek şeyi, sadece bir şeyi, bir blog çok iyi yapsa ve kullanıcı Hürriyet yerine oraya gitmeye başlasa, gerçekten çok sevineceğim.

Artık bloglar alternatif bir mecra oldular, basın davetlerine çağrılıyorlar, basın bültenleri alıyorlar, lansman ürünlerini deniyorlar ve gazeteciler bu durumdan çok memnun değil gibi görünüyor. Bloggerları kendi içimize almıyoruz ya da onlar gerçekten haberci değiller. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tabii gazeteci değiller ama sonuçta herhangi bir mecra nedir? İnsanların baktığı, okuduğu, zaman geçirdiği ve hatta paylaştığı yerdir. İnsanlar bloglara girdiği sürece, bloglar ayakta kalacak ve markalar da onlarla iletişime devam etmeye çalışacak. Sonuçta bir bloggera ürün gönderdiğinizde, ürünle ilgili yazdığı yazı internette sonsuza kadar kalıyor, gazete gibi olmuyor. Ayrıca, Google aramalarında üstte çıkıyor. Şu anda, bütün işleri, markaların google aramasındaki kötü yorumları temizlemek ve olumlu yorumlar girmek olan çalışanlar var.

Gelecekteki hedeflerinden ve yeni projenden konuşalım. Put.io hem Türkiye'de hem dünyada çok sevildi ve başarı kazandı.

Pilli network’ü çok severek yapıyoruz. Hiçbir sorunu yok ve bizi geçindirmemesine rağmen, yük de olmuyor. Yaşadığımız sürece devam edecek. Sosyomat sağ olsun, bizi geçindiriyor ve onu geliştirmek istiyoruz. Ancak bu sene ve geçtiğimiz senenin ortasından itibaren dijital reklam piyasası çok fena sallandı. Reklama dayalı bir iş modeli korkutucu gelmeye başladı bize. Bir ayımız bir ayımıza uymuyor hiçbir zaman ve bir şirketin sağlıklı olarak büyüyebilmesi için daha güvenilir gelir kaynakları gerekiyor. Biz de abonelik bazlı, henüz kapalı beta sürecindeyken bile hem Türk hem dünya çapındaki kullanıcılardan büyük ilgi gören online depolama ve dosya paylaşım servisi put.io 'yu kurduk. Basic, Pro, Premium olmak üzere 3 farklı paket seçeneği ile satılan put.io üyelikleri, tahmin edileceği gibi paketler kapsamında farklı bant genişliği ve depolama seçenekleri sunuyor. Aylık $4.90, $9.90 ve $19.90 olan bu paketler , birçok kullanıcıyı fazlasıyla memnun etti. Çünkü servisi kullanan beta üyelerinin tam da istedikleri türden bir ücretlendirme olduğuna inanıyoruz.

Türkiye’den ve dünyadan takip ettiğin bloglar hangileri?

Webrazzi internet sektörünün nabzını tutuyor, Çağlar Erol ve Özgür Alaz’ı okuyorum. Portakal ağacı en sevdiğim blogdur. Ve bizim pillinin blogları var. Yurt dışından ise işim icabı, Techcrunch ve read write web.

6 Haziran 2010 Pazar

E-hanımların Son Dönem Atağı!

Ev hanımları yerini e-hanımlara bırakmaya başlamış durumda. Sosyal ağlarda gezinen, bloglarda yazı yazan, özel alışveriş sitelerinde aileleri ve kendi için indirim takibi yapan veya Farmville'de çiçek yetiştiren e-hanımların sayısı son dönemde oldukça hızlı bir yükselişte. IP dergisi Mayıs sayısında bu konuya özel bir dosya ayırmış. Aşlenin ve evin tüm ihtiyaçlarını karşılayan ev hanımlarının yeni formasyonu olan e-hanımların online alışverişi sevdiğini biliyoruz. http://www.eyupsabrituncer.com/ sitesi yöneticileri, aldıkları siparişlerin büyük çoğunluğunu, ev kadını segmentindeki müşterilerinden olduğunu belirtiyorlar.
E-hanımların online alışverişi sevmelerinin temel nedeni, satın almak istedikleri kaliteli ürünlere, en uygun fiyatlarla, en hızlı şekilde internetten erişebileceklerini keşfetmiş olmaları. Ayrıca, teknolojinin ve güvenlik sistemlerindeki gelişmelerin doğal sonucu, eticaretteki güven probleminin azalması ve e-hanımların internete yönelmelerine neden oluyor.

Ev kadınları, erkek internet kullanım oranını, 2010 yılında değiştireceğe benziyor. Televizyonu bu kadar seven ve tüketen bir toplumda, bilgiye kolayca ulaşmayı ve sosyalleşmeyi sağlayan internet, e-hanımlar için video içeriklerin artmasıyla daha çekici hale geliyor. E-hanımlar, , oturdukları yerden alışveriş yapmanın ve uygun fiyatlı ürünleri araştırmanın yolunu internet sayesinde keşfediyorlar. E-hanımların en çok ilgilendikleri kategoriler, aksesuar, altın, cep telefonları, elektrikli ev aletleri, ev tekstili, kozmetik, mutfak ürünleri, oyuncak, sağlık, güzellik ve spor olarak sıralanabiliyor.
Aslında, e-hanımların internetten beklentisi meraklarını gidermek. Bilmedikleri bir dünyayı yeni keşfettikleri için, 40-65 yaş arasındaki pek çok e-hanımın bir sosyal ağ hesabı mevcut. E-hanımların internete ayırdıkları zaman, harhangi bir çalışana göre daha uzun ve kaliteli. Yabancı FMCG markalarının bir bölümü, bu fırsatı keşfettiler ve Jacobs-Derya Baykal kampanyası gibi harika projeler filizlenmeye başladı bile:)

ROLE OF TURKEY IN DIGITAL WORLD


comScore Google Day Turkey presentation -